Sayfalar

24 Ekim 2012 Çarşamba

SINIR ya da SINIRSIZLIK, işte bütün mesele bu!


Gelen bir çok anne çocuğuna kıyamadığını söyler. Ağlamasına, üzülmesine dayanamadığı için; toplumsal olarak “kötü anne” olmamak adına çocuğu ne isterse yapmışlardır. Yine de kendisine minnet duymasını beklediği çocuğu iyice öfkeli, hiç sözünü dinlemeyen ve sorumluluk almayan bir çocuk olmuştur. “Bizimde hatalarımız oldu tabi” diye devam eder cümleler… Geçte olsa çocuğun her istediğini yapmanın doğru olmadığını anlamıştır ama nasıl düzelteceğini bilmiyordur.

Yukarıda saydıklarım size tanıdık geliyorsa bu yazıyı okuyun.
Çocuğunuz varsa bu yazıyı okuyun.
Hayır diyemiyorsanız bu yazıyı okuyun.
İlişkilerinizde sınır koyamıyorsanız bu yazıyı yine okuyun…
Çocuklar bilmedikleri, yabancı bir dünyaya gözlerini açarlar. Yeni ve bilinmedik her yerde olduğu gibi onların da bu uçsuz bucaksız yerde nasıl ilerleyeceklerine dair ipuçlarına ihtiyaçları vardır.

Anne-babaların koyduğu sınırlar, burada, hangi yolun daha güvenli olduğunu söyleyen, hangi yolun nereye gideceği ile ilgili bilgilendiren levhalar gibi işlev görür.
Bu levhalarla çocuklar desteklenecek, hangi yolların tehlikeli olduğunu söyleyecek, gerektiğinde ona eşlik edecek, gerektiğinde ise hangi bölgenin yasak ve girilmez olduğunu ona iletecektir.

Böylelikle çocuk sosyal olarak kabul gören davranışları öğrenecek, dolayısıyla kuracağı ilişkilerde kendi ve karşısındakinin hakkı ile ilgili sınırlara sahip olacaktır. Bu sınırları sağlarken de, güvende olmak ve kendine güvenmekle ilgili kaygıları olmayacaktır.
Ebeveynler için bu konu öylesine hassas bir konu oluyor ki; aileler kendilerini suçlu hissetmekle yetersiz hissetmek arasında kalıyorlar.  Burada öncelikle sınır kavramının özelliklerinin aile tarafından anlaşılması gerekmektedir. Aile içerisinde gerekli durumlarda korunması gereken çizgiler korunmuyor ya da uygun olmayan biçimde çiziliyor olabilir.
Sınırlar, çocuklarının güvenliklerini ve onlara sorumluluk kazandıracak kadar katı ve gelişmesine engel olmayacak, yeni deneyimler edinmesine fırsat verecek kadar esnek olmalıdır.  Örneğin, “Çocuğumun bilgisayarla oynamasına izin vermezsem, benden nefret eder.” diye düşünebiliyorlar.

Burada amaç çocuğun zarar fiziksel ve ruhsal olarak zarar görmesini engelleyecek uygulamalara karar vermek ve uygulamak önemlidir. Bu satırları okurken sınırların çocuğun yaşına, ilgilerine ve beklentilerine uygun olarak düzenlemesi gerektiğini de göz önünde bulundurun lütfen.

Bu aşamadan sonra eğer karar veriliyor ama uygulama konusunda aileler sıkıntı yaşıyor ise; ailelerle “sınır koyma” konusu çalışılmadan önce, ailelerin bu konu ile ilgili duyguları ve kararsızlıkları gözden geçirilmeli ki; tam bir tutarlılık sağlanabilsin. Anne ya da baba kayamadığı sınır ile neyi telafi etmeye çalıştığını bulabilmeli.

Ebeveynlerin içsel süreçleri gözden geçirildikten sonra, belirlenen bu sınırların açık ve kısa mesajlar ile çocuklara gösterilmesi gerekir. Çocuk hangi davranış örüntüsünün neye neden olacağını, neyle karşılaşacağını net biçimde bilmeye ihtiyaç duyar.

Bunları çocuklarınızla konuşmaktan ve neden bu sınırlamalara ihtiyaç duyduğunuzu ona söylemekten çekinmeyin. Bu açıklık çocuğunuzla aranızdaki bağı güçlendirmenin yanı sıra, aranızdaki uyumu da sağlayacaktır.

Çocuklarınıza doğru sınır koymanız; onların ileride ne istediğini bilen, gerektiğinde hayır diyebilen, karar vermekte zorlanmayan ve ilişkilerinden kendi ve diğeri arasındaki dengeyi sağlayabilen yetişkinler olmaları anlamına gelir.

Psikolog NİHAL UYAR


Hiç yorum yok:

Yorum Gönder